Follow us on Facebook :P

08 Temmuz 2015

Bir Sen İç Sultanım Birde Bize Ver

Devamını Oku

16 Temmuz 2014

Sakın terk-i edebten


SAKIN TERK-İ EDEB’TEN!

Osmânlı devletinde yetişen bir şâirdir.
İsmi "Yûsüf" ise de, "Nâbi" diye meşhurdur.

Zamanın sultânından izin alıp bir kere,
Çıktı bir kâfileyle, "Hacca gitmek" üzere.

Nâbi”nin bulunduğu kâfilede, o zaman,
Devlet ricâlinden de, bulunurdu çok insan.

Resûlullah'a olan sevgi ve aşkı ile,
O, Hicâz yollarında, uyumadı az bile.

Kâfile yaklaşınca, Medîne'ye nihâyet,
Zirvesine çıkmıştı, ondaki bu muhabbet.

Her bir adım attıkça, o “Sevgi” artıyordu.
Kalbi, Resûlullah'ın aşkıyla yanıyordu.

O böyle yanıyorken, “Sevgi” ve “Muhabbet”le,
Gördü ki, uyur biri, ayakları kıblede.

Onu bu vaziyette görünce “Yûsüf Nâbi”,

Üzüldü, kederlendi, kırıldı ince kalbi.

Onu uyandıracak yüksek bir sesle hemen,
O anda, şu şiiri okudu düşünmeden:

(Sakın terk-i edebten, kûy-ü mahbûb-u Hüdâdır bu.
Nazargâh-ı ilâhîdir, makâm-ı Mustafâ'dır bu.

Mürâ'atı edeb’le, gir Nâbi bu dergâha.
Mutâf-ı kudsiyândır, bûsegâh-ı enbiyâdır bu.)

Daha bir çok beytlerle, “Peygamber-i zîşân”ı,
Methedip, uyandırdı o gâfil uyuyanı.

O kişi, bu şiiri işitince “Nâbi”den,
Hatâsını anlayıp, doğruluverdi hemen.

Ve “Nâbi”ye sordu ki: (Ne zaman yazdın bunu?
İkimizden başkaca, bunu duyan oldu mu?)

Dedi: (Söylememiştim, bunu ben daha önce.
İlk defâ söylüyorum, sizi böyle görünce.)

Bu cevâbı duyunca, aldı râhat bir nefes.
Dedi ki: (Amân Nâbi, duymasın başka bir kes.)

Yaklaşmıştı kâfile o sabah Medîne'ye.
Vardılar ezân vakti, “Mescid-i Nebevî”ye.

Velâkin baktılar ki, “Mescid-i Nebevî”den,
Müezzinler bu "şi’r"i okurlar hepsi birden:

(Sakın terki edebten kûy-ü mahbûbu Hüdâ'dır bu,
Nazargâh-ı ilâhîdir, makâm-ı Mustafâ’dır bu.)

Nâbi ile o kişi, şaşıp hayretlerinden,
Gelip süal edince müezzinin birinden,

Dedi ki: (Resûlullah bütün müezzinleri,
Rüyâda îkâz edip, verdiler ki şu emri:

"Bu sabah, ümmetimden “Nâbi” isminde bir zât,
Ziyârete gelir ki, yakındadır şu sâat.

Sabah, ezândan önce, onun şu "şiiri"ni,
Okuyarak kutlayın, buraya girişini."

Biz de, Resûlullah'ın verdiği emre uyduk.
Bunu, Ondan öğrenip, hep birlikte okuduk.)

Şâir Nâbi” duyunca, bu sözü müezzinden,
Sevinç gözyaşlarıyla ıslandı yüzü birden.

Sakın terk-i edebden kûy-ı Mahbûb-i Hudâ’dır bu
Nazargâh-i ilâhidir, Makam-ı Mustafâ’dır bu
Sakın edebi terk etme.
Felekde mâh-i nev, Bâbüsselâm’ın sîne-çâkıdır
Bunun kandili Cevzâ, matla’-i ziyâdır
Habib-i Kibriyâ’nın hâbgâhıdır fazilette
Tefevvuk-kerde-i  Arş-ı Cenâb-ı Kibriyâ’dır bu.
Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-i adem  zâil
Amâdan açdı mevcûdât düş ceşmin tûtiyâdır bu.
Muraât-ı edep şartıyla gir Nâbî bu dergâha
Metâf-ı Kudsiyandır cilvegâh-ı enbiyâdır bu Ey Nâbî

Açıklaması

(Burası Allah’ın sevgilisinin beldesidir.
Cenâb-ı Hakk’ın nazar buyurduğu, Hz. MuhammedMustafâ (s.a.v)’nın makamı, Ravza-i Nebî’dir
Bu Gökteki yeni ay, Bâbüsselâm kapısının yüreği yanık aşığıdır.
Ayın kandili Cevzâ yıldızı bile ışığının nurunu ondan almaktadır.
Burası, Allah (c.c)’ın sevgilisinin ebedî istirahatgâhının, türbesinin bulunduğu yerdir ve fazilet bakımından Cenâb-ı Hakk’ın izniyle onun arşınaçıkartılmıştır.
 Bu toprağın ziyâsından, yokluğun karanlıkları ortadan kalktı. Bütün yaratılmışların görmeyen gözleri açıldı, çünkü bu toprak, gözlere şifa veren sürmedir.
Bu dergaha edep ölçülerini gözeterek gir; çünkü burası meleklerin tavaf ettiği ve Peygamberlerin tecelli ettiği bir yerdir.)


Yazılış Hikayesi

Osmanlı Divan şairlerimizden 17. asırda yaşamıştır. Aslen Urfalıdır. Peygamberler şehri Urfa’nın manevi ikliminde iyi bir eğitim alan Nâbî, çocukluk ve ilk gençlik yıllarından sonra İstanbul’a göçmüştür. Tasavvuf terbiyesi de görmüş olan Peygamber âşığı Nâbî, padişah IV. Mehmed döneminde Hacca gitmek üzere bir kısım devlet erkanıyla birlikte yola çıkar. Kafile Medine-i Münevvereye yaklaşmıştır. Vakit gecedir. Rasulüllah (s.a.v) Efendimiz’e bir an önce ulaşma özlemiyle Nâbî’nin gözüne uyku girmemiştir. Fakat kafiledeki bir devlet adamı, hem de ayaklarını kıbleye doğru uzatmış, uyumaktadır. Hz.Peygamber (s.a.v)’in beldesinde, edebe aykırı böyle bir gaflet hâlini bir türlü hazmedemeyen ve çok üzülen Nâbî, içinden gelen bir ilhamla yandaki kasideyi söyler :

Nâbî bu şiiri yolda yazar. Kafile şafak vakti Medine-i Münevvere’ye girmektedir. Ravza-i Mutahhara’ınn minarelerinden sabah ezanı okunmaktadır. Müezzin, ezanın ardından Türkçe bir kaside okumaya başlar.Nâbî, dikkat eder, okunan kendi şiiridir. Hemen minarenin kapısına koşar.Müezzine; Allah aşkına, okuduğun bu kasideyi nerden öğrendin, der.

Müezzin şöyle cevap verir: Bu gece rüyamda Efendimiz (s.a.v)’i gördüm, bana dedi ki: Ümmetimden Nâbî adında bir şair, benim hakkımda şu kasideyi yazdı, hoşuma gittiği için bunu okumanı arzu ediyorum. Ben de rüyamda Efendimizden öğrendiğim beyitleri aynen okudum. Nâbî, sevincinden oracığa bayılıp düşer. O, bu iltifata, Rasulüllah Efendimiz’e duyduğu edep ve muhabbetten dolayı nâil olmuştur. Hz.Mevlânâ’ya göre edep, insanın bedenindeki ruhtur, enbiyâ ve evliyânın göz ve gönül nurudur, şeytanın katilidir, insanla hayvanı birbirinden ayıran en önemli vasıftır. Edep bir tac imiş nûr-i Hüdâdan Giy ol tâcı, emin ol her belâdan Allah ve Rasulüne yükselen merdivenin basamakları, ancak edeple çıkılır...
Devamını Oku

14 Haziran 2014

Mezar Taşı


وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ وَاذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاء فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنتُمْ عَلَىَ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız. Âl-i İmrân (3:103)


Beni tanıyan (arkadaş, dost, kardeş, okuyucu veya  nasıl vasıflandırır iseniz) okuyucu bu satırları okurda "Ne oldu?" diye kendine sorarsa direk sayfayı kapatıp hakkını helal etsin. Ben sadece içimden gelenleri gece yazdım attım. Bir hasbihal gibi düşündüm.

Ey sahipsizlerin sahibi olan,
Necat bulur masivadan kurtulan.
Nasıl dayanır buna bilmem insan.
Elbette düşünür Halık-u Rahman.

Yarattın hayvanatı nebatatı,
Elbette başıboş değil teni, canı.
Hikmetsiz değil ki Allah'ın şanı
Didarı bulan canların cananı

Öldürdüler el birliğiyle teni,
Attılar ıssız bir yere bedeni.
Defnettiler kimsesizler kabrine,
İsimsiz mezar taşı, yok seveni.

hani dostlarım kardeşlerim nerde?
Sevdiğini söyleyenler nerede?
Evladı i'yal, ehibbai hısım?
Allah'tan başka deva yok derdine.

Hepsi yok oldu, söndü birer birer.
Batmayan güneş doğdu üzerime.
İnşallah şifa olur İbrahim'e,
Mürşidim Pir Muhammed himmetiyle.
Devamını Oku

18 Şubat 2014

Dost görünen çok olur.

    Sen verdikçe dost görünen çok olur.
    İste de gör hepsi birden yok olur.
    Sen kendi kendine yetmeyi öğren;
    Tüm dünyanın malına gönlün tok olur.
    Hz. Mevlana Celaleddin-i Rumi (k.s.)
Devamını Oku

Üzülme! Dert etme can!


اصلاة والسلام عليك ىا رسول الله
اصلاة والسلام عليك ىا حبىب الله
اصلاة والسلام عليك ىا سىدالاولىن والاخرىن
اصلاة والسلام عليك ىا أهل البيت
اصلاة والسلام عليك ىا عبد القادرگیلانی
اصلاة والسلام عليك ىا خىرى بابا
اصلاة والسلام عليك ىا محمد بابا
السلام عليكم ورحمة الله وبركاته

Üzülme! Dert etme can!
Görebiliyorsan,
Dokunabiliyorsan,
Nefes alabiliyorsan,
Yürüyebiliyorsan,
Ne mutlu sana!
Elinde olmayanları söyleme bana
Elinde olanlardan bahset can!…
Üzülme!
Geceler hep kimsesiz mi geçecek?
Gidenler dönmeyecek mi?
Yitirdiğin her ne ise
Bir bakarsın yağmurlu bir gecede
Veya bir bahar sabahında karşına çıkmış
Bil ki Güzellikler de var bu hayatta
Gel git’lerin olmadığı bir hayat düşünebilir misin?
“Hüzün olgunlaştırır”
“Kaybetmek sabrı öğretir”
Şimdilerde bol bol dua et
Hasat yakındır can!
Kaderini sev!
Varsa kederini de sev!
Üzülme hastalıklarına
Gör, hangi günahlarına kefaret olacak
Terk edildin diye de üzülme
Demek ki sevebilecek bir yüreğin var
Geçmişi unut, hiç yaşanmamış gibi davran
Buluttan nem kapma!
Döküver kirpiklerinden sonbaharı
Bir gün ama bir gün mutlu tebessümlerle kol kola gireceksin
Koklayacaksın yağmur sonrası toprakları
Yükleyeceksin ruhunu kelebek kanadına
Uçacaksın semalara sevdiklerinle can!
Kim demiş ebemkuşağı yedi renk?
Bakmakla görmek arasındaki farkı çözdüğünde
Anlayacaksın ne demek istediğimi can!
Sana tanınan süre üzülmeye değecek kadar uzun değil
Herkes gibi sende sonsuzluğa gün gelip kanat çırpacaksın
Hayatın telaşından insan pek farkında olmuyor ama
Kum saati alta doğru hızla akıp gidiyor
Henüz aşılmamış çok yolların var
Hiç mi güzellik yaşamadın?
Ufacık bir hatırımda mı yok yanında?
Hayatın ellerini bırakma! Küsme!
Hadi mavilerini giyin çık dışarı!
Denizle cilveleşen martılar gibi hayata kur yap!
Yitirdiğin güneş için sevda türküleri söylemeye devam et!
Ölümlüde olsa hayat, ölümsüz bakışlarla bak!
Kaçmakla kurtulamazsın ki;
Yalnızlıktan, hüzünlerden, hayattan
Ayakta kalman gerek, yaşaman gereken can!
Hayat senide içinde görmek istiyor
Hadi yaklaş!
Unutma ki
“Yapmadıklarının kazası yok!”
Ve yine unutma ki
“Aydınlık geceye hiçbir zaman yenik düşmedi” can!

Hz. Mevlana Celaleddin-i Rûmi (k.s)

Allah'a emanet olun.

السلام عليكم ورحمة الله وبركاته




Devamını Oku
Bu sitede sigara içilmez.. Havanı koru SABİM ALO 184 T.C. Sağlık Bakanlığı T.C. Sağlık Bakanlığı Sağlıkta Buluşma Noktası RTÜK 178 İnternet yaşamdır... FATİH (Fırsat Arttırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi) Projesi

Yukarı git